Hoşgeldiniz  

SELEFİ, SİYASAL VE MODERNİST İSLÂM ÜZERİNE

Yahya Balcı | 17 Haziran 2019 | Köşe Yazıları


Yahya Balcı
yahyabalci@kirklarelimanset.net

Selefi İslâm: Kuran’ı tarih-dışı, yani ezeli ve edebi bir öğreti olarak kabul ediyor. Yani tüm zamanlarda geçerli.
Hariciler, Emeviler, 17.ci yüzyılda Osmanlı’da Kadızadeler ve 18.yüzyıldaki Suudi Arabistan’daki Vahhabilik Selefi İslâm’ın en önemli temsilcileri.
Dini saf haline getirmeyi amaçlıyorlardı. Her tarihi yeniliğe ve akılcılığa karşıydılar.
Vahhabilik, Tasavvuf’a(islam gizemciliği) karşıydı ve onu hurafe olarak görüyorlardı. Osmanlı Devletine karşı Cihad edilmesi gerektiğini savunuyorlardı. Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Mevlana Celâlettin-i Rumi, tasavvuf felsefesinin en büyük isimleridir.
Günümüzde genel olarak “Fundamentalizm” başlığı altında toplanan bu anlayışta “cihadizm” ve versiyonları(Daeş, El Kaide, El Nusra, Taliban, vb.) halinde ulaşabildiği her “Küfür Odağı”’na dehşet saçtı.
Gerçek islâm’ı kendilerinin temsil ettiğini ifade ediyorlardı.
SİYASAL İSLÂM; Siyasal İslâm’ın başlıca özelliği, siyaseti İslâm’ın amacı değil, aksine İslâm’ı siyasetin amacı haline getirmesi çalışmasıdır. Sağlayacağı bütün dünyevi çıkarlarla beraber. Yakın tarihimizde Siyasal İslâm’ın en “başarılı” örneğini II.Abdülhamit de buluyoruz. Sultan II.Abdülhamit’in ne söyleminde, ne de eyleminde İslâm tarihi ya da İslâm ilahiyatı ile ilgili özlü kavrayış görmüyoruz.
Doğası gereği tüm imparatorluklar gibi çok dinli, çok etnisiteli bir imparatorluk olan Osmanlı’nın yapısındaki gayri Müslimlerin (1789 Fransız İhtilalinin etkisiyle) bağımsızlıkları kazanması sonucu, imparatorluk çatısı altındaki İslâmi unsurları bir arada tutabilmek için II.Abdülhamit tarafından “Siyasal İslâm” yürürlüğe kondu. Yavuz Sultan Selim’den bu yana bir kenarda duran halifelik parlatıldı.
II.Abdülhamit’in İslamcı Politikaları 33 yıl istibdat(hiçbir hak ve özgürlüğün olmadığı, sınırsız monarşi, despotizm) rejiminde yaşama geçirildi. Ne var ki Siyasal İslâmcı politikalar, arap ulusların Emperyalistlerle işbirliği yapmalarını ve imparatorluktan kopmalarını engelleyemedi. Osmanlı İmparatorluğunun en büyük toprak kayıpları bu dönemde yaşandı.
Aradan 100 yıl geçti, devran döndü, bu gün bir kez de II.Abdülhamid özentileri çağında yeni bir “Siyasal İslâm” dönemini yaşıyoruz .İslamın 5 olan şartı hazza gitmeninde eklenmesiyle 6.ya çıktı. Temsil ettikleri Siyasal İslâm, ne Fundamentalist’lerin “kalbine” ne de Modernistlerin “aklına” sahip görünüyor. Bir zamanlar Yıldız Sarayında oturan “Ulu Hakan”ın uğradığı akıbet bu günde ufukta şekilleniyor.
Modernist İslâm; Modernist İslâm’ın köklerini mutezileye kadar götürmek mümkün.
Dünya ile ahireti birleştiren tarih-dışı öğretinin(Selefilik) 8.yüzyıldan itibaren itiraza uğradığını görüyoruz. “Mutelize”(itiraz edenler, ayrılanlar) adı verilen bir grup, Kuran’ın “tarih-dışı” olduğunu kabul etmediler. Beşeri ve özgürlük konusunda ısrarcıydılar. “Kutsal Kitab”ı mutezile mensupları, onu ezeli ve edebi olmanın nüfuz edilemez zırhından kurtarıyorlardı. İnsanın bütün yaptıklarından sorumlu olduğu hususunda ısrar ederek özerk insanın ortaya çıkmasının yolunu açmışlardı. Mutezile akımı Emevilerin zulmüne bir direniş olarak doğmuştu. Abbasiler döneminde mutezile Kamusal-Toplumsal yaşamda çok etkin bir konuma geldi. Eski Yunan Klasikleri Arapçaya çevrildi. Farabi, İbn-i Sina, İbn-i Rüşd gibi filazoflar bu özgürlük ortamında yetişti. İslâm, Abbasiler dönemine Mutezile/ Akılcılık akımı sayesinde en parlak ve en büyük uygarlık dönemini yaşadı.
847 yılında iktidara gelen Abbasi Hükümdarı Mütevekkil devletin mutezileyi destekleme siyasetine son verdi. İleri gelenlerini ezdi ve cezalandırdı. Akıl devre dışı kalınca, çöküş kaçınılmazdı. Mutezile(akılcılık) anlayışının tekrar kök salması için uygun ortam, ancak; 1923 yılında kurulan Türkiye’de bulundu.
Türklerin din ile-devleti ayırmaları(Laiklik) mutezile geleneğinin izindeki İslâm’a “Tam Uygun” du.
Bu anlayış diğer Müslüman uluslara da örnek olmuştu. Müslüman uluslar arasında sadece Türkiye dogmatik uyuşukluğu sarsmış ve kendi bilincine varmıştı. Ayrıca; Türkiye enttellektüel özgürlük hakkınıda talep etmişti.
AKP’nin yaklaşık yüzyıl sonra “mağduriyet” “kutsal dava” ve “demokrasi” gibi aldatmacalarla yıkmaya çalıştığı din ve devlet anlayışı budur.
Modernist İslâm; devletin laikleşmesi, toplumun sekülerleşmesidir.
Ne selefi İslâm’ın ne de Siyasal İslâm’ın geleceğin Dünyasında yeri vardır

38 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

Kırklareli Manşet Haber Gazetesi