Hoşgeldiniz  

KARABASAN

Rafet Seçkin | 25 Şubat 2018 | Köşe Yazıları


Rafet Seçkin
rafetseckin@hotmail.com

 

Bir etkinlik sonrası, büyük bir kalabalık halinde, etkinliğin yapıldığı binayı terk ediyoruz…

Binanın çıkış kapısı, bir sokağa ya da bir caddeye değil, geniş bir alana açılıyor.

Göz alabildiğince geniş olan bu alanın çevresi dikenli tellerle çevrilmiş… Çıkıştan, alanın dış çevresine doğru kollar halinde yürüyen kalabalık, birilerinin araladığı dikenli tellerin boşluklarından, alanı terk etmeye çalışıyorlar. Benim izlediğim sıra, çıkış noktasına yaklaştığında, birileri dikenli teller arasından açılan boşluğu kapatmaya çalışıyorlar. Önümüzde, ardımızda o kadar çok insan var ki… Sesler giderek yükseliyor, itirazlar başlıyor… En çok konuşanlardan biri de ben… Önümde yürümekte olan iri yapılı bir adam, bana dönüyor ve “Sus artık be… Dırdır edip, daha çok moralimizi bozuyorsun. Sus, yoksa alırım ayaklarımın altına!”… Dayak yemek işten değil… Susuyorum ve bu sırayı terk ederek, bir başka koldan alanı terk etmeye çalışan guruba katılıyorum. Gidiyoruz, gidiyoruz, çıkış noktasına ulaşamıyoruz. Guruptan ayrılan birilerinin peşine takılıyorum ve bir başka yöne doğru yürüyorum. Bir taraftan da çevreyi incelemeye çalışıyorum. Görebildiğim şu: İçinde bulunduğumuz dikenli tellerle çevrili alanı, neresinden aşarsak aşalım, bir sonraki alanın çevresi de dikenli tellerle çevrili… Gördüğüm o ki, daha sonraki alanlar da öyle…

Nasıl olduysa, çevremizdeki kalabalık nerelere gittiyse, bakıyorum üç kişiyiz… Bir evin yanından geçiyoruz… Düşünüyorum: “Bu evlerin, sokağa açılan birer kapıları olmalı. Ev sahiplerinden rica etsek, bize yardımcı olurlar umarım.” Önümde yürüyen diğer iki kişi de, aynı şeyi düşünmüş olmalı ki, en yakınımızdaki evin kapısına doğru yönleniyoruz. Kapı önüne geldiğimizde, önde yürüyen adam, koşarak diğer bir evin ardında kayboluyor. Diğer kişi, kapı önünde karşılaştığı adama bir şeyler söylüyor ve onun ardından içeriye giriyor. Ben de… Girişin karşısındaki kapının önünde duran suratsız bir adam, bizi görünce içeriye giriyor ve kapıyı sertçe kapatıyor. Diğer yönden gelen bir kadın, önümdeki adama işaret ederek, kendisini izlemesini istiyor. Kadın önde, adam arkasında, ben de onun ardında, daracık bir merdivenden, bodrum katına iniyoruz. Basamaklar sona erdiğinde, loş bir ışıkta sola dönüyoruz. Az ileride, tekrar sola dönüş var. Dönüyorum, ama önümde hiç kimse yok… Loş koridorun tam karşısında bir taş duvar ve sağda kapalı bir kapı… Önümdekiler, bu kapıdan girmiş olmalı, ama kapı niye kapalı… O sırada sağ ayağım bir çukura basıyor. Loş ışıkta gördüğüm, içi su dolu küçük bir çukur ve suda kan lekeleri var… Tam o anda, önden giden adamın haykırışını duyuyorum: “Eyvah! Yandım!”… Ve sessizlik… “İşimiz bitti!” diye düşünüyorum ve ter içinde uyanıyorum.

Uyansam da “KARABASAN” beni bırakmıyor. Hızla yataktan kalkıyorum ve pencereye geçip perdeleri açıyorum. Yeni yeni aydınlanmaya başlayan sisli bir hava…

Çalışma odama geçiyorum ve bu odanın perdesini de hızla çekip açıyorum. Manzara aynı, sisli bir hava…

Rahatlatıcı bir şeyler bulurum umuduyla bilgisayarımı açıyorum ve her zamanki alışkanlıkla “cumh g gazeteler” yazıyorum ve tıklıyorum.

17.01.2018- Cumhuriyet

Hukuksuzluk sürüyor AYM susuyor

Sol yanda bir karikatür: Gözleri bağlı; elinde terazi; bir iskelet… “HALA KİMLİK TESPİTİ YAPAMADIK”…

Alttaki fotoğrafta “yarı çıplak” bir adam: “İŞÇİYİM, AÇIM, HAKKIMI İSTİYORUM”…

Güzel bir şeyler bulurum umuduyla “SÖZCÜ” gazetesini tıklıyorum:

Türkiye’de çökerttiğimiz hain taktiklerini Suriye’ye taşıdık

HAİNLER AFRİN’DE HENDEK KAZIYOR

Soner yalçın araştırdı ve yazdı:

VATANDAŞLARA DOMUZ KATKILI GIDA YEDİRİLİYOR

Yalan da olsa, burada güzel bir şeyler vardır düşüncesiyle Star gazetesini tıklıyorum:

KANAL İSTANBUL’U SATIYORLAR

SİMSARLAR İŞ BAŞINDA

KANAL İstanbul’u ranta çevirmek isteyen arsa simsarları ilk günden her yanı “kanal manzaralı satılık arsa” ilanlarıyla doldurdu. İmara kapalı tarlalar, yapılaşmanın yasak olduğu su havzaları, tek bir çivi bile çakılamayan SİT alanları milyonluk rakamlarla satışa çıkarıldı.

***

“SATIYORUM! SAAAT…!”

Toplumca fıttırıyor muyuz ne…

Bu “KARABASAN” son bulmayacak mı? rafetseckin@hotmail.com

513 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

Kırklareli Manşet Haber Gazetesi